AĞIR CEZAYI GEREKTİREN SUÇÜSTÜ HALİ DIŞINDA AVUKATIN ÜZERİ ARANAMAZ

POLİS TARAFINDAN AVUKATIN ÜSTÜNÜN ARANMASI HİZMET KUSURU OLUP TAZMİNAT GEREKTİRİR

Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatların üzerinin aranamayacağı tartışmasız olup, bir suçüstü hali olmadan müvekkili önünde kolluk kuvvetlerince üzeri aranan davacının meslek onurunun zedelendiği açık olduğundan davalı idarenin görevle ilgili olarak gerçekleştirilen bu eylemde hizmet kusurunun bulunduğu neticesine ulaşılmıştır.

(1136 S. K. m. 1, 2, 58) (818 S. K. m. 49)

T.C DANIŞTAY 8.Daire Esas: 2010/ 5626 Karar: 2010 / 6024 Karar Tarihi: 12.11.2010

İstemin Özeti: Sakarya Barosu’na kayıtlı avukat olan davacının, avukatlık kimliğini ibraz etmesine rağmen kolluk kuvvetleri tarafından üzerinin aranması nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen 50.000.00-TL manevi zararın tazmini istemiyle açılan davada; 1136 sayılı Avukatlık Yasası uyarınca ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatların üzerinin aranamayacağı tartışmasız olup, bir suçüstü hali olmadan müvekkili önünde kolluk kuvvetlerince üzeri aranan davacının meslek onurunun zedelendiği açık olduğundan davalı İdarenin görevle ilgili olarak gerçekleştirilen bu eylemde hizmet kusurunun bulunduğu gerekçesiyle davacının manevi zararının karşılanmasını ve haksız zenginleşmesine de yol açılmamasını sağlamak üzere takdiren 2.000.00-TL manevi zararın olay talihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı İdare tarafından davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar veren Sakarya 1. İdare Mahkemesinin 31.03.2010 gün ve E: 2009/540, K: 2010/248 Sayılı kararının; takdir edilen tutarın eylemin meydana getirdiği zararı karşılamadığı ve idareler için bir caydırıcılığının bulunmadığı ileri sürülerek, 2577 sayılı Yasanın 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması istemidir.

Savunmanın Özeti: İstemin reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hakimi’nin Düşüncesi: İstemin reddi gerektiği düşünülmektedir.

Danıştay Savcısı’nın Düşüncesi: İdare ve vergi mahkemelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir.

Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Mahkeme kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesi’nce işin gereği görüşüldü:

İdare ve Vergi Mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenip bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası’nın 49. maddesinin 1. fıkrasında yazılı nedenlerin bulunmasına bağlıdır.

İdare Mahkemesi’nce verilen kararın dayandığı gerekçe usul ve yasaya uygun olup, bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanmasına ve yargılama giderlerinin temyiz isteminde bulunan üzerinde bırakılmasına 12.11.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.

NOT: KONUNUN ÖNEMİ GEREĞİ YEREL MAHKEME İLAMINA AŞAĞIDA YER VERİYORUZ.

SAKARYA
1. İDARE MAHKEMESİ

E: 2009/540
K: 2010/248
T: 31.03.2010

Karar veren Sakarya 1. İdare Mahkemesi’nce, duruşma için önceden belirlenen 24.12.2009 gün ve saat 10:00’da davacı ile davalı idareyi temsilen Hazine Avukatı geldiği görülerek açık duruşmaya başlandı, gelen taraflara usulüne uygun söz verilip açıklamaları dinlendikten sonra dava dosyası incelenerek işin gereği görüşüldü:

Dava; Avukat olan davacının üzerinin aranmasından dolayı 50.000.-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesinde avukatlığın mahiyeti Avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder. olarak açıklanmış, 2. maddesinde Avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamaktır. Avukat bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis eder. Yargı organları, emniyet makamları, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüsleri, özel ve kamuya ait bankalar, noterler, sigorta şirketleri ve vakıflar avukatlara görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olmak zorundadır. Kanunlarındaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekaletname ibrazına bağlıdır. Derdest davalarda müzekkereler duruşma günü beklenmeksizin mahkemeden alınabilir. hükmü kurala bağlanmıştır.

Aynı Kanunun 58. maddesinde Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığı’nın vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü halı dışında avukatın üzeri aranamaz ….. hükmüne yer verilmiştir.

Dava dosyasının incelenmesinden, davacının 27.06.2008 tarihinde büro ortağı avukat olan arkadaşı ve bir müvekkili ile Sakarya İlinden Akyazı İlçesine doğru hususi araçları ile yola çıktıkları, Jandarma kolluk kuvvetlerince Akyazı Sulh Ceza Mahkemesi’nin 26.06.2008 tarih ve D.İş 2008/332 sayılı arama kararı ile 27.06.2008 tarihinde yol arama noktalarında araçlar ve araç içindeki şahısların aranmasına karar verildiği, bu karar doğrultusunda icra edilen arama faaliyeti esnasında davacının üzerlerinin ve araçlarının arandığı iddiası ile Akyazı Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundukları, davacının 20.04.2009 tarihinde İçişleri Bakanlığı’na müracaat ederek haksız arandığı iddiası ile 50.000.-TL manevi tazminat talep elliği, başvurusunun cevap verilmeyerek zımnen reddi üzerine 50.000 TL, manevi tazminat istemli bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Davacının Cumhuriyet Savcılığı’na, yaptığı şikayet sonucunda arama faaliyetine katılan rütbeli askerler Uzman Çavuş N., Başçavuş H. Uzman Çavuş E., Üsteğmen T., davacı, davacının araçta bulunan Avukat arkadaş A. ve davacının müvekkili O. ifadelerinin alındığı. Uzman Çavuş N., Başçavuş H., Uzman Çavuş E. hakkında haksız arama nedeniyle Akyazı Sulh Ceza Mahkemesi’nde dava açıldığı, en üst dereceli kolluk amiri T. hakkında ise 2803 Sayılı Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 15/e maddesi ve 2802 Sayılı Hakimler Savcılar Kanunu uyarınca Adalet Bakanlığı’ndan soruşturma izni istenildiği, Adalet Bakanlığı’nın kovuşturma yapılmasını gerekli görerek dosyayı Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği, Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce T. son soruşturma açılmasına ve Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmasına karar verildiği, Akyazı Sulh Ceza Mahkemesi’nde açılan davada, davacının üstlerini T. talimatı ile, rütbesiz askerlerin aradığını beyan ettiği Uzman Çavuş N., Başçavuş H., Uzman Çavuş E. üzerlerini aramadıklarını ifade ettikleri bu nedenle bu şahısların haksız arama suçundan beraat ettikleri görülmüştür.

Olayda öncelikle davacının üzerinin aranıp aranmadığının ortaya konulması gerekmektedir. Dava dosyasında yer alan ifade tutanaklarının değerlendirilmesinden, davacının ve avukat arkadaşı ile müvekkilinin ifadelerinin rütbesiz 2-3 tane asker tarafından üzerlerinin ve arabalarının arandığı, T. ısrarla rütbesiz erlere arama yapılmasını emrettiği yönünde olduğu, E. Uzman Çavuş’un; arabayı durdurduğunu içerideki kişilere arama yapılacağını söylediğini ancak araçtakilerin Avukat olduklarını söylemeleri üzerine kimlikleri alarak Başçavuş H.’ya gittiğini Başçavuş H.’nın Nöbetçi Savcı’yı aradığı bunun üzerine arama yapmadıklarını ve kimliklerini iade ettikleri yönünde ifade verdiği, H. isimli Başçavuş’un, avukatların kimliklerini aldıktan ve Savcı ile görüştükten sonra arama yapmadıklarını ve kimlikleri iade ettikleri yönünde ifade verdiği, N. isimli Uzman Çavuş’un ifadesinde kimseyi aramadığını, kimin arama yaptığı görmediği şekilde ifade verdikleri görülmüştür.

Davacıların arama emrini verdiğini iddia ettikleri T. ise 25.05.2009 tarihli ifadesinde araçta bulunan kişilerin üzerlerinin ve araçlarının görevli erler tarafından aranmaya başlandığı, aranan kişileri ortalığı karıştırmaya çalıştığı, kimliklerini gösterdikten sonra aramaya devam edilmediği, zaten arama kararında kimsenin istisna dışı bırakılmadığını ifade ettiği, 01.12.2009 tarihinde Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdiği savunmasında kimseyi kasıtlı olarak aramadıklarını, kişilerin avukat olduklarını söylemeleri üzerine aramaya son verdiklerini belirttiği, 30.03.2010 tarihinde Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmada T. bu kişilerin araçtan bağırarak panik havasında indiklerini, askerlerin müdahale ettiğini, avukatların kimliklerini göstermesi üzerine arama yapılmadığını ileri sürmüştür.

Ara kararı ile İstenen Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin ve bu dosya içerisinde yer alan Akyazı Sulh Ceza Mahkemesi dosyasının incelenmesinden aramaya katılan erlerin ifadelerinin alınmadığı/bulunmadığı görülmüş, Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmada ise T.’nun şoförü olan erin talimatla ifadesinin alınmasına karar verilmiş ve duruşma ileri bir tarihe ertelenmiştir. Bu suretle adli yargı yerlerindeki bilgi ve belgeler irdelenmek suretiyle karar verilmesi yönüne gidilmiştir.

Dosyada yer alan mevcut ifadelerin birlikte değerlendirilmesinden. Uzman Çavuş’un ve Başçavuş’un ifadelerinden davacının kimliğini gösterdiği ve arama yapılmadığı yönündeki ifadelere karşılık, T.’nin ifadesinden arama yapılmaya başlandığı kişilerin daha sonra kimliklerini göstermeleri üzerine arama yapılmadığının ifade edildiği bu kişilerin ifadelerinde çelişkilerin bulunduğu, üzerine arattırmak istemeyen bir kişinin aramaya başlandıktan sonra kimliğini göstererek kendine tanınan hakkı kullanmasının hayatın olağan akışına uymadığı, zaten diğer askerlerin ifadelerinden davacının önce kimliğini gösterdiğinin anlaşıldığı, T. ise arama yaptıklarının ancak sonra kimliği gördükten sonra bıraktıklarını söylediği tüm bu hususlar göz önüne alındığında davacılarının üzerlerinin haksız yere arandığı sonucuna varılmıştır.

Öğretide de kabul edildiği üzere manevi tazminat, patrimuanda meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu hale getirmektedir Olayın gelişimi ve sonucu, ilgilinin durumu itibariyle uğradığı manevi zarara karşılık takdir edilecek manevi tazminatın, manevi tatmin aracı olmasından dolayı zenginleşmeye yol açmayacak miktarda, fakat idarenin olaydaki kusurunun niteliğini ve ağırlığını ifade edecek ölçüde saptanması zorunlu bulunmaktadır.

Kamu idareleri yürütmekle yükümlü bulundukları kamu hizmetlerini gereği gibi yerme getirmekle bu hizmetin işleyişini sürekli olarak kontrol etmek ve hizmetin yürütülmesi sırasında gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İdarenin bu yükümlülüğünü yerine getirmemek suretiyle hizmetin kötü veya geç işlemesi, gereği gibi işlememesi idarenin hizmet kusurunu oluşturur. Dolayısıyla hizmet kuşum nedeniyle bir zarar verilmiş olması halinde belirtildiği üzere idarenin meydana gelen zararları tazmin sorumluluğu bulunmaktadır.

Ayrıca, kamu görevlilerinin idari bir tasarruf yaparken, mevzuatın, üstlenilen ödevin ve yürütülen hizmetin kural usul ve gereklerine aykırı olarak kendilerine izafe edilebilecek boyutta ve biçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklarından yararlanarak yaptıkları eylem ve işledikleri kusurları, idareden ayrılamamaları nedeniyle görevle ilgili olarak işlenen görev kusuru niteliğinde hizmet kusurunu oluşturmaktadır.

Adaletin tam tecellisi olarak önem ve öncelik kazanan manevi tazminatın sadece kişinin şeref ve haysiyeti gibi manevi değerlerin değil, yaşam, beden tümlüğü, sağlık gibi kişilik haklarına dahil olan bedensel değerlerin ihlali halinde de ilgilinin duyduğu elem ve üzüntünün kısmen giderilmesini sağlayan manevi bir tatmin araç olduğu dikkate alındığında demokratik hukuk devletinin işlemesinde, yargılama ve hak arama özgürlüğünün sağlanmasında emeği geçen avukat davacının müvekkili önünde üst aramasına maruz kalmasının meslek onurunu zedelediği gerçek olup meydana gelen üzüntüsünün karşılanabilmesi maksadıyla haksız zenginleşmeye yol açmayacak miktarda ve günün ekonomik koşulları karşısında 2.000 TL manevi tazminatın davacıya ödenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, davacının tazminat isteminin kısmen kabulü ile 2.000-TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine, manevi tazminat isteminin 48.000.-TL kısmının reddine, aşağıda dökümü yapılan 168,70.-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, fazladan alınan 556,40 TL harç ile artan posta ücretinin isteği halinde davacıya iadesine, kararın verildiği tarihte geçerli olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca manevi tazminatın reddedilen kısmına nisbi vekalet ücretine hükmedilemediğinden duruşmalı davalar için belirlenen 1.000,00.-TL. vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içerisinde Danıştay’a temyiz yolu açık olmak üzere, 31.03.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

              Bu site, size daha iyi bir göz atma deneyimi sunmak için çerezler kullanır. Bu web sitesine göz atarak, çerez kullanımımızı kabul etmiş olursunuz.
Sohbeti Aç
💬 Yardım ister misiniz?
Merhaba 👋
AĞIR CEZAYI GEREKTİREN SUÇÜSTÜ HALİ DIŞINDA AVUKATIN ÜZERİ ARANAMAZ ile ilgili bilgi almak ister misiniz?